Sarıyer Yenigün, Sarıyer'in Gerçek Tarafsız Gazetesi - -EKONOMİK BUHRAN </br>-MÜLTECİLER </br>-ATATÜRK HAVALİMANI </br>Op. Dr. CENGİZ ALP'TEN </br>ÇARPICI ANALİZLER...
Geleceğin Fırsatları Sizinle...
Yapılara Nefes Veriyoruz
'GÜVEN VE KONFOR </br>ÖNCELİĞİM' DİYORSAN? </br>SENİN ADRESİN </br>'SEFEROĞULLARI OTOPARK'

Karakter boyutu :13 Punto15 Punto17 Punto19 Punto

-EKONOMİK BUHRAN
-MÜLTECİLER
-ATATÜRK HAVALİMANI
Op. Dr. CENGİZ ALP'TEN
ÇARPICI ANALİZLER...

-EKONOMİK BUHRAN </br>-MÜLTECİLER </br>-ATATÜRK HAVALİMANI </br>Op. Dr. CENGİZ ALP'TEN </br>ÇARPICI ANALİZLER...
Op. Dr. Cengiz Alp, gazetemize gündeme dair birbirinden önemli açıklamalarda bulundu.
22.05.2022 / 14:00
Bilgi, birikim, deneyim ve sorun çözen yüksek potansiyeli ile Türkiye'de saygın siyasetçiler arasında gösterilen Op. Dr. Cengiz Alp, gazetemize gündeme dair birbirinden önemli açıklamalarda bulundu.

Ekonomik çöküş, Mülteciler, Atatürk Havalimanı hakkında fikirlerini açıklayan Alp, gündemin can alıcı konularını masaya yatırdı...



Op. Dr. Cengiz Alp:

Son zamanlarda halkın tamamına yakını iki konudan aşırı rahatsız...

Birisi; ekonomik durum. Özellikle hayat pahalılığı, diğeri ise göçmen sorunu.

Vatandaş bu iki sorunu da kriz şeklinde iliklerine kadar yaşıyor.



Yıllardır yerli ve milli olmakla övünen iktidar, dünyada eşi benzeri olmayan bir yönetim sistemi sayesinde, ‘Faiz sebep, enflasyon netice’ söylemine dayalı tamamen yerli bir ‘endemik kriz’ üretmeyi başardı.

Bizzat iktidar eliyle yaratılan kriz, halkın yaşadığı sefaleti derinleştirmekten başka bir işe yaramadı.

Tıpkı kovid-19 salgınının birey ve toplum sağlığını tehdit ettiği gibi, iktidarın endemik krizi de halkın ekonomisi ve akıl sağlığı üzerinde yıkıcı etkiler yarattı.

Yapısal reform olmadan çare bulunamaz...

Hayat pahalılığı maalesef bu yanlış politika sürmeye devam ederse, inanılmaz derecede artarak devam edecek.

Ortada bariz şekilde bir ekonomik başarısızlık var.

KKM gibi ek faiz uygulamaları ile dahi dövizi düşüremiyorsunuz.

Reformlara şu an başlasak bile 3-4 yıl restorasyon sürer.

Hükümet rasyonel politikalardan uzaklaştı.

Merkez Bankası'nın kararsız tutumuyla birlikte bunları ele alınca, tüketicinin, yatırımcının ve hükümetin irrasyonel sürece geçtiğini görüyoruz.

Buna rağmen, Hükümet bu iki sorunu görmüyor. Ya da göremiyor.

Ekonomik istikrar müthiş ötesi kötü durumda bunu da görmüyor.

Çünkü İstikrar programı yapmıyor ve önlem almıyor.

Hükümetin tek yaptığı, piyasa ile kavga etmek, yasaklarla enflasyonu önlemek.

En acı tablolardan biri de 'tarım ülkesiyiz' diyoruz fakat tarım da dahil dışa bağımlı bir konuma geldik.

Cumhurbaşkanı, konut kredilerini açıkladıktan sonra Konut fiyatları bir gecede yüzde 20 arttı.

Hazine bakanı da; ’’konut fiyatlarını artırıp bizi aldatanları affetmeyeceğiz" dedi.

Gerçekte ise Hükümet önce bir istikrar programı hazırlayıp, bu programda diğer yatırım teşvikleri ile birlikte konutlar içinde ucuz kredi teşvik’i getirseydi konut fiyatları bir gecede artmazdı.

Ancak siyasi iktidar yalnızca kendine has yöntemler bildiği için, bu yolun her zaman geçerli olacağını sanıyor.

Piyasa ekonomisinde devletin görevi, rekabet şartlarının hukuki, demokratik ve ekonomik altyapısını hazırlamak ve teşvik etmektir.

İktisat tarihinde yasaklarla enflasyonu önleyen tek bir örnek yoktur.

Yasaklar işlemleri yeraltına iter ve karaborsa yaratır.

Hükümetin; ‘’Suriyeliler gidince önce o iş adamları isyan edecek’’ şeklindeki yaklaşımı da yanlıştır.

Aslında iş adamının kaçak göçek Suriyeli çalıştırması kendi aleyhinedir.

Zira kaçak işçi çalıştırmak haksız rekabet yaratır.

Kayıt dışılığı artırır.

Aklı başında iş adamı kaçak ve ucuz işçi çalıştırmanın verimi ve kaliteyi düşüreceğini bilir.

Aklı başında bir hükümetin işi de kaçak göçek işleri önlemektir.



SINIRLARIMIZ
YOL GEÇEN HANI


Politikasızlık, Türkiye’nin bir göç politikası olmuş durumda.

Göçte iki temel politika alanı var.

Biri sınır kontrolleri. Yani ülkeye gireceklerin yönetilmesi, kimin girip girmeyeceğinin belirlenmesi...

Bu konuda oldukça gevşek bir politika izleniyor.

Sınırlarımız çok kolaylıkla geçilebilir durumda.

Son yıllarda kaçakçılık ağlarının çok gelişmiş olduğunu da görüyoruz.

Afgan meselesinde de bunu yaşadık.

Her geçen gün hepimiz bu ağların olağanüstü önem kazandığını gördük.

Bu kaçakçılığın bu kadar kolay yapılıyor olması da sınır politikamıza dair çok şey söylüyor.



Diğer önemli bir konu da ülke içerisinde bulunan sığınmacı ve göçmenlerin uyum ve entegrasyonuna yönelik politikalar.

Burada da inanılmaz bir muğlaklık görüyoruz.

Suriyelilere geçici koruma statüsü verildi ama bu statünün geleceğinin ne olacağına dair Suriyelilere ve Türkiye toplumuna da hiçbir bilgi verilmiyor.

Bilgi eksikliği olduğu zaman da yalan haberler, dezenformasyon içeren içerikler ortada dolaşıyor.

Geldiğimiz noktada da şeffaflık eksiğinin payı var.

Kamuoyundaki rahatsızlık ve tepkiyi de bu bilgilendirme eksiğini düşündüğümüz zaman kısmen anlayabiliyoruz.

Artık şu da bir gerçek ki Suriye'de genel af ilan edildi.

Peki bu ne anlam ifade ediyor?

Suriye'de şiddeti ve suç unsuru ne olursa olsun, savaş öncesi ve savaş esnasında, günümüze kadar geçen süreçte ne yaşanmış ise hepsi affedildi.

Yani Suriyeliler için ülkelerine dönmeleri adına artık hiçbir tehlike kalmadı.

İvedilikle bu önemli konunun çözüme ulaştırılması için tüm çalışmalar yapılmalıdır.



ATATÜRK HAVALİMANI VE GERÇEKLER...

Millet bahçesi yapılmak istenen Atatürk Havalimanı’nın yıkım kararına ilişkin tepkiler sürüyor.

Özellikle İyi Parti ve CHP kanadından bu konuda yoğun protestolar gerçekleşti.

İstanbul halkının fevkalâde rahatsız olduğu bir konu olarak bu yaşanan hadiseyi göz ardı etmemiz mümkün değildir.

Ben bu konuda edindiğim, öğrendiğim bilgileri paylaşmak istiyorum.

İstanbul’un 2009 onanlı ve Kent Anayasası dediğimiz üst ölçekli planlarında ve bir bölü 5 bin ölçekli Nazım İmar planlarında ve dolayısıyla da bir bölü bin ölçekli uygulama imar planlarında Atatürk Havalimanı'nın millet bahçesi olacağına dair bir plan kararı henüz yok.

Buna ilişkin bir plan revizyonu yapılmış değil ve plansız bir şekilde hayata geçirilecek bir projeyle karşı karşıyayız.

Açıkçası kapalı kapılar ardında yapılan bir ihaleyle karşı karşıyayız.

Şimdi planı olmayan bir yer düşünün.

Hukuken zaten planı olmayan bir yerin ihalesi olamaz.

Çünkü o ihalede bu iş tanımının olması gerekiyor.

E planı yoksa burada yapılacak işin ne olduğunu nereden biliyoruz, bu belli değil.

İhalenin Kamu İhale Kanunu’nun 21-B maddesine dayandırılıyor.

Bu madde, doğal afetler, salgın hastalıklar, can ve mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen durumlarda ya da can ve mal güvenliği açısından ivedilikle yapılması gerektiği idarece tespit edilen durumlarda başvurulması gereken bir yöntem.

Ancak burada böyle bir durum da söz konusu değil.

Yani ihalenin gerekçesi, dayanağı da hatalı.

Neden kamunun bütün arazileri arka arkaya satıldı? Bir karış açık alan bırakılmadı!

Son kalan araziler haraç mezat satılıyor da mevcut bir kamu yatırımı, büyük bir kamu yatırımı millet bahçesine dönüştürülüyor?

Bunu Bakanlığın ve TOKİ’nin açıklaması gerekmiyor mu?

Yapılan zamların sebepleri de bunlardır.

Biz bütün bu maliyetlerin parasını hepimiz cebimizden ödüyoruz.

İstanbul'da ödüyor, Malatya'da ödüyor, Rize'de ödüyor, Muğla'da ödüyor.



Atatürk Havalimanı'nın yıkılmasının son derece yanlış olacağı ve İstanbul Havalimanı ile koordineli olarak işlevini sürdürmesinin gerektiği konusunda değişik meslek grupları içinde bir çok tartışmalar yapılmakta ve bunlarla ilgili değişik gerekçe ve görüşler ortaya konmaktadır.

Atatürk Havalimanı ile ilgili toplumun içinden yükselen eleştiriler var.

Bu durumun oluşmasında ise bir değil, bir kaç nedeni var!

Her türlü altyapısı olan ve çalışan, her türlü imkanı bulunan bir havalimanını kapatmak ne kadar doğru?

Bu herkes tarafından tartışılıyor!

Kısa zaman önce kar felaketi yaşadık.

İstanbul Havalimanı 4 gün boyunca trafiğe kapatıldı.

Burada ele alınması gereken konu, Karadeniz'in sert rüzgarlarlarına maruz kalması dolayısıyla İstanbul Havalimanı'nın kış şartlarına elverişli olmadığını gözlemliyoruz.

Bu durum meteorologlar tarafından belirtilmesine rağmen havalimanı yapıldı.

Açıkçası yapılırken teknik heyetin, bilirkişilerin ve doğal alanı koruma uzmanlarının, çevrecilerin ve mali nedenler dikkate alınmadan, birkaç kişinin isteği ile yeni havalimanı inşa edildi.

İstanbul Kuş Gözlem Topluluğu (İKGT) üyelerinin tespitlerine göre, İlkbaharda, Mart/Nisan aylarındaki göç sezonunda, İstanbul'un kuzeyindeki ormanlık bölgeleri takip ederek ve sulak alanlarda konaklayarak Avrupa içlerine, üreme alanlarına doğru göç eden kuşların sayısı tahminen 1 milyon civarında bulunuyor.

Güneydeki sıcak ülkelerden gelen göçmen kuşlar Kocaeli Yarımadası'nın kuzeyini takip edip Beykoz/Riva sulak alanında konaklıyor, sonra Beykoz tepeleri üzerinden Boğazı geçip Garipçe – Demirciköy – Uskumruköy–Durusu hattını takip ederek Avrupa yoluna çıkıyorlar.

Bu rota ise 3. Havalimanı bölgesinde, uçakların iniş kalkış hatları ile tam çakışıyor.

Bu göç sonbahar döneminde tersine dönüyor ve kuşlar Boğaz’ı bu kez bu hattın biraz güneyinden kat ediyorlar.

Bu olaya neresinden bakarsanız bakın.

Yeni yapılan İstanbul Havalimanı'nın konumlandığı yer ne kadar manidar ve üzüntü verici ise, Atatürk Havalimanı'nın değerini ve gelecek yıllara hizmetini yok sayarak yıkılacak olması bir o kadar acı vericidir.